RSS

Reporting from Leuven

Pazar gunu Benligiray turizmle sabahin 5 inde havaalanina dogru baslayan yolculugumuz, Kerem beyin teşrif edip gelmesi, valizlerin teslimini takriben İsBankasi Lounge unda kahvaltiyla devam etmiştir. Ucaga bu sefer akillanip nerdeyse son binen yolcular olarak gezimizin Tr ayagini sonlandirdik. Bu arada bir onceki gün agzimi sulandiran Engin e sevgilerimi iletmeyi borç bilirim, elimize menu niyetine verdikleri tek sey kahvaltida ne yiyecegimizi bildiren kagitcikti. Hani coktan secmeli leziz menuler diye isyan bayragimi cekiyorum. Bir de kendime not: acil cikistaki koltuklar yatmiyor, niye inat ediyorsun.



Neyse 3.5 saat sonunda gezimizin Bruksel ayagi basliyor. Eralp geldi bizi topladı, eve attı. E pazar günü gezelim diye de biraz oturup dışarı çıktık. 3 tumuli denilen tepeciklere soyle bir baktık, sonra golcukler etrafında dolaşmaya gittik. Belçikanın havası görmeyeli soğumuş bu arada, geldiğimiz gün kar bilem yağdı. Yere düştüklerini göremesek de, akşam camdan bakınca fırtına var izlenimi uyanıyordu. Asıl ilginç olan nokta Toprak'ın (Denizle Eralp in velet) soğuktan titremesine, suratının kıpkırmızı olmasına rağmen oyun alanından ayrılmak istememesi ama. Azme hayran olmamak elde değil.



4 gündür ne yaptınız derseniz: Pztsi üniversiteye kaydolduk, bölüme girip çıkabilmemiz için kimlik kartlarını aktive ettirmek ve bölümden email hesabı almak için bölüme geldik.. Bir baktık ki dönem başlıyor yaşasın resepsiyonu varmış, dediler kimseyi bulamazsınız, gelin siz için. :) E madem durum öyle, bir belçika biralarıyla da hasret gidereyim dedim ben de. Salı sabahtan kalan işleri hallettik, ve ev bakınmaya başladık. Sağolsun adamlar yurtlarda temporary housing size olmaz, buyrun özel sektor listesi diye elimize tutuşturdular. Azimle biz apartman ya da ev istiyoruz diyoruz, studio tutun daha ucuz olur diyorlar (listede o doğrultuda zaten)... Zekiler ya 2 ayrı odaya ihtiyacımız olduğunu idrak edemediler. Neyse durum öyle olunca biz de netten bakalım dedik. Buranın emlakçıları da bir cins, öğleden sonra çalışmazlar, biz şunu beğendik görmek istiyoruz dersin 2 gün sonraya randevu verirler falan. Şu ana kadar 5 ev görmeyi başardık, 1 saat içinde 6.ya bakmaya gideceğiz. Ama büyük ihtimalle dün beğendiğimiz iki evden birini tutacağız. 8 gün içinde zaten "biz geldik" diye kaydolmamız lazım, ama o da adressiz olmuyor. Dün gittik 8 gün şart değil dediler ama geç gidersek de nerde kaldınız deme ihtimalleri var tabi, gavur bunlar belli olmaz. Zaten ev sahiplerimize de çok yük olmamak lazım :p

Bütün gün bir o tarafa bir bu tarafa yürümekten başka bir şey yapmıyoruz sizin anlayacağınız. Hatta artık yürümekten de vaz geçtik, mümkün olduğunca beleşe verdikleri otobüs biletinden faydalanıyoruz. Pazar konferans başlıyor, o kadar çok sürtcek vaktimiz olamayacak ama ev bulursak taşıtacak bir sürü insan olacak en azından.

Hala burdaki cep telefonu hattım ve banka hesabım duruyormuş, ona sevindim bi de

İkinci muhteşem (!) haber

Bu sene tek dileğimin Erasmus bir 5 ay daha uzatmak olduğunu hepiniz biliyorsunuzdur sanırsam. Hatta LUAK ta senelik dilekler alınırken ben rota söylemek yerine "burada kalmak" dedimdi.

Lafı gelmişken bu güzel geleneklerini de anlatıyım adamların. Yılbaşı kokteylinde herkese soruyorlar: "bu seneki hedefin ne?". 6a, 5+, gitmek istenen bir dağ, herkes aklına geleni söylüyor, tabi ki bir bahis karşılığı. Bir kasa Leffe, bir kasa Duvel, bir şise viski, vs.. Sene bitip de dediklerini yapamayan arkadaşlar bu dediklerini getiriyorlar. Böylece ilk bir kaç hafta beleşe içki içebiliyorsunuz :))

Neyse efendim, bu kadar geyik yeter. Mete sağolsun, 2008 de henüz 1 hafta bile geçmemişken muhteşem haberi bizimle paylaştı:

****
Degerli Ogrenciler,

Bugun aldigimiz asagidaki sok edici haber nedeniyle tum ofis olarak uzuntu icindeyiz.

Ulusal Ajans'tan talep etmis oldugumuz yaklasik 317.000 Euro luk ek hibe ile, hem bahar donemi yerlestirilen ogrencilerimizin paralarini odemek; hem de su anda yurtdisinda olup uzatmak isteyen ogrencilerimize uzatma imkani vermek niyetindeydik. Ancak bugun ogrendigimize gore, Ulusal Ajans bize talep ettigimiz miktarin yaklasik yuzde 10luk bir kismini, yani 33.000 Euroyu tahsis etmis. Bu sadece bizim universitemiz icin gecerli degil, Turkiye'deki tum universitelere benzer oranlarda hibe tahsis edilmis. Bu durumda, cok uzulerek belirtiyoruz ki, asagidaki tablo ortaya cikmistir:

1) Su anda yurtdisinda olan hic bir ogrencimize uzatma imkani verilemeyecektir.

2) Bahar donemine yerlesmis 98 ogrencimizden sadece yaklasik 40 tanesi degisime gidebilecektir.

2) Bahar donemi icin mayis doneminde yerlestirilmis ogrencilerimiz gidemeyecektir.

3) Mart doneminde bahar donemi icin yerlesmis ogrencilerimiz arasinda not ortalamasina gore siralama yapilacak ve yaklasik 25 ogrencimiz bu secimden degisime gidemeyecektir.

4) Bu secimler sonucu degisime gidemeyen ogrencilerimizden hibesiz olarak degisime gitmek isteyenler olursa gidebilirler.

5) Bu sene yerlestirildikleri halde, degisime gidemeyen ogrencilerin onumuzdeki sene yerlsedtirildikleri okula gitmeleri, yani haklarinins akli tutulmasi konusu, Ulusal Ajans ile goruslmektedir.

****

Yakın zamanda hiç daha çok üzüldüğümü hatırlamıyorum açıkcası. İnsanın 27 senesini geçirdiği yerden ayrılması milisaniyelerle ölçülürken, henüz 3.5 ayını geçirdiği yere deli gibi bağlanması ne kadar ilginç di mi?

Yeni yıl kutlamaları...

Çok çılgın olacağını beklediğim kutlamaların oldukça sönük geçtiğini belirtmek isterim. Christmas geldiği gibi, her yer tatil olduğundan, ucuza uçak bulabilen yabancı öğrenciler memleketlerine, belçikalılar da her hafta sonunu geçirdikleri analarının evlerine döndüler. Bir anda şehrin 20 olan yaş ortalaması da oldukça arttı bu dönemde :) Bir hafta kendi kotumda tek kalan bendim hatta, pek de şikayetçi olduğumu söyleyemiycem o ayrı... Neyse ki korkulan olmadı ve bu insanların bir kısmı 31 Aralk a kadar döndüler.

Gelelim ne yaptığıma. Erkenden kendimi sokaklara atmanın anlamsız olduğuna karar verip, biraz da yılların alışkınlığının da etkisiyle, yemeğimi yiyip muzik ve sarap eşliğinde odamda bir süre yayıldım. 11 e doğru bisikletime atlayıp yollara düştüm demek isterdim ama ilk yeni yıl hediyemi patlak bir lastik olarak aldığımdan, Selda'yı da toplayıp tabanvay usulu hedefimize doğru ilerledik.

Kızılay'ın, Taksim'in kalabalığına ve de şaşasına alışkın olan bünyemiz sakin kalabalıkçığı görünce biraz afalladı. "Parti nerde?" diye düşündüğümü hatırlıyorum. Hatta adamlar o kadar sakindiler ki yeni yıla girdğimizi anca atılan havai fişeklerden anladık, zira kimse lütfedip de bas bas 10..9..8.. diye saymadı. :))

Paris yine yeniden

Evet efendim, yazımıza kısa bir hatırlatma ile başlayalım. Paris'e gitme sebebim Lars'ın doğumgünü olması ve benim geleceğime dair söz vermemdir. Yoksa kesinlikle mazoşist ya da ruh hastası olmadığımı belirtmek isterim.

Kendimce bu geziye fazlasıyla hazırdım ama. İlk önce Yann'ın hastanesinden ödünç almayı planladığımız tekerlekli sandalyeden vazgeçip, fransızlarımızın el birliğiyle tekerli sandalyem çoktan kiralanmıştı. "Ne kadar zor olabilir ki?" diye düşündüm, bütün gün oturcaktım alt tarafı... Yerinde sabit durma özürlü bir insan için çok kolay olmasa da rahat olmalıydı. Ama yanılmışım.

Buluşacağımız gruptan Paris'e ilk varan bendim. Normal şartlarda sokaklarda dolaşmak ve çılgın gibi fotoğraf çekmem gerekirken, ben zıplaya zıplaya Marie'nin evinin yolunu tuttum. Neyine lazım gezmek senin, kır kıçını otur diye düşünüyorum tabi bi yandan da. Tekerlekli sandalyem ise benden biraz sonra, ertesi sabah, aynı eve ulaşacak. Lars'lar evde asansör var diye host değiştirmeyi teklif etseler de kabul etmedim.

Neyse, akşam oldu Marie scooterla beni Bertrand'a bıraktı, vs.. Eleman akşam arkadaşlarıyla buluşcakmış, olur gidelim dedim. Gidiş metroyu yakalamayı başardığımızdan dolayı çok kolaydı, gel gör ki dönüş son metroyu kaçırmamızdan dolayı işkenceye dönüştü. Bizim eleman ev yakın dedi ya, yürürüz dedik :)

Tabi 10 dk sonra, aldığımız yola da bakaraktan sandığımızdan uzun süreceğini anlamamız çok uzun sürmedi. Bu arada yolda bir taksi durağını da geçmiş bulunduk. Medeni memleket ya, öyle elini sallayıp, her yoldan geçene atlayıp gidemiyorsun!! Neyse, ilerde bir tane daha vardır elbet diye düşündük ama git babam git yok... Tabi bu arada zıplamaktan kan ter içinde kalan ben soyunmuş askılıyla gezinirken, çocukcağız montuna sarılmış tir tir titriyor. (Kazak ve deri montla o kadar üşümeyi nasıl başardı o ayrı bir soru ama) Dedim "sen git, ben yavaş yavaş gelirim", bir türlü kabul ettiremedim. Doğal olarak eve varmamız bir saati rahat bulmuştur.

Ertesi gün büyük gün, sandalyemle buluşcam.. Ve kendisine tam olarak Concorde da kavuştum. Gezinin ayrıntılarını zaten önceki yazımda yazdığımdan burda tekrar değinmeyeceğim. Gelelim Paris le ilgili 180 derece değişen fikirlerime:

Sözde modern geçinen bu insanların nerdeyse hiç bir istasyonunda asansör olmadığı yetmezmiş gibi yürüyen merdiven bile lükse kaçıyor. Olanlar da ya calışmıyor ya da sadece yukarı doğru, sanki asağı inmek cok kolay ya! Zaten 10 trenden biri calışırken metroya binmek ise ayri bir maharet gerektiriyor. Nispeten bos bir şey gelecek de kendinizi atacaksınız, sandalyeye yer bulacaksınız (insanlarin yer vermesini ise hic ama hic beklemeyin). Türklere çamur atanlar bir dönüp kendilerine baksınlar açıkcası. Yardim etmelerini beklemesem de yoldan çekilmek yerine sandalyenin onlara yol vermesini ya da yolunu degistirmesini bekleyen garip insanlar hiç de azinlikta degiller. Kaldirimlar çok dar, engelli ve engebeli, yola iniş kısımları uçmanızı gerektirecek kadar yuksek.

Sonuç olarak üç günün sonunda herkes hastabakıcılık konusunda epey uzmanlaştı. Yann ların evine giderken treni kaçırdığımızda sırayla sandalyeye oturup artistik hareketler sergilendi. Bana gelince soğuktan kıçım dondu... Kolay kolay beni kazak üstü polar, onun da üstüne yağmurluk giymiş, bereyi de takıp kaplumbağa gibi büzüşmüş göremezsiniz hani. Hele de normalde tshirtle gezinebileceğim bir havada :))

Leuven'e dönüp yuvama geri kavuştuğumda kaç gün odamdan çıkmasam açlıktan ölürüm acaba diye düşünmedim değil. Zira parmağımı oynatacak halim bile kalmamıştı, allahtan bir gün sonra güzel mor alçıma kavuştum da bu işkence bitti.